SARİYAHSİLİ GÖRKEM

20/7/2008

ÇANAKKALE (YENİ MECMUANIN FEVKELADE SAYISINDAN ALINTILAR ) 10

Kategori: kissadan hisse

ÇANAKKALE’YE DAİR

Askerlerimizin ne âlî, ne bedî’ teşkilatı var. Asker olanlara malumdur ki akşamları alay kumandanları tarafından emr ü nehy ihtiva eder “divan” namıyla bir emr-i yevmî neşr olunur. Bunlara ahlaka ve askerliğin şecâat gibi, hubb-i vatan gibi, mertlik gibi, kahramanlık gibi, hubb-i vatan gibi mehasinine ait şeyler de derc edilir.

Kilidbahir’de, Dördüncü Alay Kumandanlığında bulunduğumuz kırk iki aylık müddet ârâmımızda yazdığımız bin seksen bu kadar divandan Yeni Mecmua’nın bu nüsha-i mahsusası mevzu’uyla münasebet alan bir tanesini aynen takdim eyliyorum.

Bu divan, nam-ı diğerle emr-i yevmî, İtalyanların üç yirmi sekiz senesi Nisanının beşine müsadif olan Perşembe günü icra eyledikleri bombardımanın ferdasında yazılmıştı.

 

Divan

Numara:...                                İçkale,  Dâire

                                                                  6 Nisan 328

 

Beş vakitte eda-yı salat ile zât-ı ecell ve a’lâya hamd ü sena ve nebî-i kerîm olan habib-i Hüda’ya salât ve tehâyâ ve padişah-ı dîn,i islama kemal-i ihlas ile dua tavsiye olunur. Şa’şaa-i şevketi bütün cihanı tutmuş olan Osmanlı saltanatının, tesis-i bina-yı azameti uğrunda müessisin-i muhteremesi olan padişahlarımızın masruf olan himmet-i celadeti şöyle bir mevki-i müstesna-yı infiradda bırakıldığı halde, yürekleri nur-i iman ve adaletle  dolmuş, elleri seyf-i sârim-i hamâsetle donanmış üç beş ashab-ı necdetin de hizmet-i meşkureleri görülmüştü. Padişahlarımızın, onların peyrevan-ı hamiyeti olan hanedan-ı saltanat efradının bir fikr-i dûrbîn ile tayin eyledikleri meslek-i müstakimde ibraz-ı kemal ile o vakte kadar dünya yüzünde misli görülmemiş bir nevi meslek-i askeriyeyi Yeniçeri Ocağı namıyla –tabir mazur görülsün- bayağı ibda’ettiler. Sultan Orhanı’ın biraderi Alaaddin Paşa gibi bir hakîm-i sâhibdehâ’nın delalet-i marifetiyle  727 tarihinde vücûda getirilen bu Osmanlı askeri iki yüz elli senelik tekemmülat içinde cihanın yegane askeri olduklarını akıllara hayret verecek fütuhat-ı azime ile isbat eylediler. Bu füyûzat-ı muzafferiyat şahzade-i civanmerd Alaaddin paşa’nın keramet-i irfanına atf olunur.

Dünyanın en maruf serdarları arasında bile ancak bir iki misline tesadüf olunabilen Monte Kokoli gibi bir dahiye-i harb bile telifatının bir çoğunda bu yeniçeri askerinin meddah-ı kahramanîsi olmuştur.

Dünyada daimî orduların fevaid-i azimesini en evvel keşf ile askerlikte pek büyük bir inkılab-ı kemal gösteren Osmanlılar tertib eyledikleri böyle bir kuvve-i satvetin vaz’-ı nizâmatında da bir kudret-i harika izhar eylediler. Şahzade Alaaddin Paşa gibi âlînazarın dest-i maharetinden çıkmış olan bu vasıta-i kâhire-i harb, pek az zamanda şecâat-ı fıtriyesini kuvve-i şebabıyla mezc ederek en büyük kahramanlara sermaye-i mübahat olacak bir meziyet,i askeriyeyi haiz olduğunu Maltepe vak’asında isbat eden Şahzade Süleyman Paşa’nın dest,i celadetine düşmüştü.

758 tarihinde ise henüz tertib ve techiz edilmiş olan bu askerden güzide seksen kadar kahraman, içlerinde Ece Bey, Fazıl Bey, Timurtaş Bey, Aksungur Bey, İnce Balaban Bey gibi birkaç sahib-i irfan ve sinan da bulunduğu halde Şahzade Süleyman Paşa gibi bir mücahid-i âlîhimmetin keramet-i zekası olan bir iki sala tevdi-i nefs ile Anadolu’dan bugün muhafazasına memur olduğumuz bu kıt’a-i pake geldiler. O merdan-ı zaferşiârın derya üzerindeki bu serir-i revan-ı celadetini uzaktan temaşa edenler, sefine-i Nuh gibi bir vasıta-i necat ile Allah’ın şeriatı, beşerin saadeti bir taraftan diğer tarafa nakl olunuyor zannederlerdi.

İşte bugün düşmanın topuna, tüfeğine karşı sinelerimizle müdafaasına memur olduğumuzbu mukaddes yerleri teşkiline muvaffak oldukları o kuvve-i şekime ile zabt ederek bir tuhfe-i celadet olmak üzere bizlere terk ettiler. Meşhed,i mübareklerine çekildiler. Hâlâ meşhudumuz olan bu azim, azim kaleler.. ve müessir marifet, bu mebani-i medeniyet, o zaman ashab-ı himmetin ibkâ-yı nâmına delalet eder birer abide-i kemalat ve celadettir. O vakitler civarımızda şedaid-i ahkamını icra eden birtakım ahval-i zalimaneyi, Osmanlı askerleri seyf-i şecâatleri ile izaleye kudretyab oldular.

Bu mübarek topraklarda saadet-i beşeriyenin husulüne hizmet eylediler.

Karıyı koca ile, valideyi evlad ile göğüslerinden birbirine mıhlayarak Neronlara karşı yeni yeni şeytanpesendâne birer numune-i vahşet gösteren zalemeyi zûr-i bâzû-yi adl ile ortadan kaldırmaya hep askerlerimiz muvaffak olmuştu.

Osmanlıların bu himmet-i adilanesini gören mazlumîn ahali fev fevc onların cenah-ı re’fet ve emanetine dahil oluyorlardı. Acaba dünyada saadet ve adalete meftun olmayacak bir ferd tasavvuruna imkan var mıdır?  Varsa şeytanî bir fıtrata mâlikiyetle mesâib-i alemden zevk alacak kadar denîyüttab’ olanlardır.

Osmanlılar zuhurlarıyla beraber bulundukları mahallerde bir asr-ı saadet vücûda getirdiler. İnsaniyetin icabat-ı tabiiyyesi, düşmanlara muavenet olduğundan müessislerimiz mağlub olan bir fırkaya civanmerdane imdad ile isbat-ı fazilet eylediler. Ertuğrulzade odasında asılı olan Furkan-ı Mecid’i tebcilen sabahlara kadar dest ber sine-i tazim oldu.

Hükümet ve saltanatları adl ve şeriate bu kadar muvafık olan bir devletin muhatarat-ı bekası hatırımıza bile gelemez. Neş’etinde bu kadar azamet ve ulviyet mevcud olan bir hükümetin hamisi hafız-ı hakikattir. O dilaveran-ı eslafın yerlerinde şimdi bizler bulunuyoruz. Maksadımız satvet-i askeriyenin teâlisine, terakkisine delalet eyleyecek ne türlü vesait varsa ona tevessül ile eslafın hayrülhalefi olduğumuzu isbat eylemektir.

*

Dün, sekiz zırhlı, beş torpidodan ibaret olan düşman sefain-i harbiyesi Orhaniye, Ertuğrul, Kumkale, Seddülbahir istihkamlarını zevali saat on bir buçukta iki buçuğa kadar bombardıman etti. Beş yüz bu kadar mermi attı. Bu kalelerde bir asker şehid, bir at mord oldu. İstihkamat-ı mezkure düşmanın attığı mermiyatın ancak on altıda birini attı. Gemilerinde hasarat-ı azime îka eyledi. Askerlerimizin metanet-i kahramanisi her türlü sitayişin fevkindedir. O gün alayımız zabitan ve efradının da gözlerindeki şevk-i zafer, neşve-i galibiyet görülecek şeylerdendi.

İşte hissediyoruz ki düşman payitahtımızın bâb-ı şevketini zorlayıp kırmak istiyor.

Biz o bâb-ı âhenîni kırdırmayacağız.

İstihkamlarımızdan daha metin olan göğüslerimizi düşmanlarımıza karşı tutacağız. Her nefer için topunun, her zabit için bölüğünün başı bir mezar-ı şehâdet ve ihtiram olmadıkça, düşman karşısında daima bir kuvve-i kahire görecektir.

Biliyorsunuz ki bu milletin padişahları, şahzadeleri, uleması, hükeması, ağniyası, fukarası iktiza ettikçe kılıcı beline takar; tüfeği boynuna asar. Serîr-i ihtişamı bir hayme-i mehabete tercih eder, gazâya, cihada giderdi. Askerlik indlerinde eşref ve a’lâ bir meslek-i imtiyaz idi. Ya biz efradı böyle kahramanlıkla maruf olan o milletin varis-i haslet-i fedakârîsi olmayalım mı?

Asker, meâlîye nasb-ı nazar, mekârime vakf-ı can etmiş bir vücûd-i âhenindir. Değme sademat-ı teessür ile salabetine halel gelmez. Vekar ve temkinin timsal-i zîmehabetidir.

Asker, rikkat ve hikmete mukarin bir şecâat ve celadete meftûr, hıfz-ı vatan gibi levazım-ı galibiyet onun cebhe-i ulviyetinde, ciddiyet,i vaz’ında, azamet-i tavrında, reftar-ı levendanesinde aşina-yı serair olanlara manzurdur. Askerlik, bir şahs-ı manevi ise, onun rûhu itaattir. Askerlik bir sanat ise, onun en büyük kıymet-i sanatkâranesi yine itaattir.

Asker padişahın hadimi, milletin, vatanın muhafızıdır. Irz ve namusu, ümmeti, Ka’be-i ulyâ-yı ehadiyyeti, Ravza-i mutahhara-i ahmediyeti hıfz için can veren askerdir.

Askerliğin dünyada rütbe-i bülendi gazavat, ahirette serir-i izzeti şehâdettir. Bu arş-ı a’lâ meratibe vusul için çare-i yegane düşman karşısında sebat ve metanettir.

*

Alayımız, bir taraftan düşmana karşı ibraz-ı müessir şecâat, diğer taraftan da ihya-yı ilm ü marifet ediyor ve edecektir.

Devletimizin mertebe-i a’lâ-yı satvetinde icra-yı saltanat eyleyen bir Süleymanzamanın müessir celadetine Namazgah Tabyasında bir abide-i üstüvar olan Sarıkale’yi kütübhane ittihaz eyledik. Yüzlerce cild kitap tedarik olundu. Hubb-i marifet hususunda bir meyl-i celil ve cemil irae edildi. Cihanda en evvel kütübhane tesisi şerefini ihraz eyleyen Mısır hükümdaranından Suzisteros’dur. Mütalaanın deva-yı rûh olduğunu idrak ile bu müessese-i hayriyenin bâlâ-yı bâbına “Hazîne-i Edviye-i Rûh” ibaresini nakş ve hakk ettirmişti. Avrupa kıtasında ise en evvel böyle bir dârülkütüb ihdas eyleyen garibdir ki Bizasteras namında bir zalimdir.

Kilidbahir’de Ağır Topçu

Dördüncü Alay Kumandanı Kaymakam

MEHMED EMİN

 

 

Ağır topçu Dördüncü Alay için kitabhane ittihaz edilen:

SARI KALE

Namazgah istihkamının soluna düşen bu kal’a-i mehabetnümun, ateşli silahların avaze-i tahrîbi âfak-ı harbiyeye gereği gibi yapıldığı bir sırada güya ki o esliha-i ateşinin ıtfâ-yı lehîb-i şöhreti için kametnüma-yı müdafaa olmuş bir baru-yi sengindir. Bu vasıta-ı müdafaanın inşası, kudret-i siyasiye ve liyakat-ı harbiyece en büyük padişahlarımızdan olan Fatih’e isnad edilirse de bunun bala-yı medhalinde menkuş olan:

Kilid-i Bahr ki a’lâ oldu kule

Firengistan döndü cây-ı bûma

Felekden rûh-i kudsü dedi tarih

Zehî kufl dürr-i bahr oldu Rûma

-948-

kıtası bu iddianın butlanını isbat eder.

Vakıa Kilidülbahr’e elyevm Hazret-i Fatih’in mucizat-ı bâkıyye-i irfanından addolunacak bir iki kale, birkaç da esliha-i sakile vardır.

Asar-ı mevcude-i beşerî zir-i helake geçirmek kuvve-i muhribesi şanından olan asırlar koca padişahın metanet-i mücesseme-i efkarına bir abide-i üstüvar olan bu vesait-i harbiye ve müdafaayı elyevm hak ile yeksan edememiştir. Fakat her halde şahane bir dest-i maharet, Sarıkule’yi temelsiz olarak kenar-ı deryaya öyle bir sûrette vaz’ etmiştir ki dört yüz bu kadar senelik bir zaman, en ehemmiyetsiz bir tarafta en ufak bir arıza, en adi bir inhina-yı cüz’i bile vücûda getirmeye kudretyab olamamıştır.

Kulenin alt kaidesi geniş bir mahrut-i nakıs şeklinde olub üstü üstüvanedir. Duvarlarının sahnı sekiz metredir. Derunu kubbeli olup dâiren madar yedi penceresi vardır. Şimale müteveccih duvarının derununa taş basamaklı mahirane bir merdiven sıkıştırılmıştır ki kulenin üstü ile olan ittisali bununla temin edilmiştir. Üstünde hemen her iki pencerenin arasına tesadüf eyleyen mahalde taştan birer mazgal vardır. Nüzul eden müterakim suların seylanı için bir sanatkâr tahtın mahsul-i kalem-i âhenini olan seng-i haradan masnu sekiz aded mîzab mevcuddur. Hasılı Sarıkule cidden bir burc-i kıymettardır. Denize nazaran kulenin solunda ve asıl kale duvarının ucunda bir kabr-i harab vardır ki askerler, sahibinin revan-ı pakini tebcil için her akşam bir kandil yakarlar. Her türlü tecavüzden sıyanet için etrafını duvarla çevirmişler, dört köşesine tuğladan birer sütun inşa ve bu sütunlarla aralarını tahta parmaklıklarla imla eylemişlerdir. Denize müteveccih duvarın tam vasatına gömülmüş mermerden bir kitabe mevcuddur ki aynen aşağıdaki satırlar menkuştur:

Amel-i Pehlivan Mehmed bende-i

Sultan Bayezid fî semâne ve tis’îne ve semânemietin

 

11 Şubat 334

Dârülhilafetilaliyye Medresesi

Ve Galatasaray Mekteb-i Sultânîsi

Edebiyat Muallimi

MEHMED EMİN

ALINTIDIR

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!


Blogcu ile yapıldı